Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 6 Sayı: 1.376

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 15 Şubat 2008 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Bugün yazasım yok!..


Merhabalar,

Birkaç saattir 32.Gün'de gençleri izliyorum. Maalesef çöktüm kaldım. Görünen o ki, umut beslemek için çok az şeyimiz kalmış elde. Bölüneceğiz kaygısı yerini bölündük bölüneceğimiz kadara bırakmış bile. Türkiye Cumhuriyetini bu hale getirenlere lanet olsun. Kusura bakmayın, uzatırsam iyi şeyler söyleyemiyeceğim. O nedenle bugünlük beni mazur görün. Hepinize iyi hafta sonları. Esenkalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur




4 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku





 


Seyfullah Çalışkan

 Deniz Fenerinin Güncesi : Seyfullah Çalışkan


  HER NİSAN ÇİÇEK AÇTIRMAZ

Manisa'da bir kahvede oturuyorduk. Hava güneşli gibiydi ama ılık bile değildi. Spil Dağı'nın ayazı şehrin kaldırımlarını esir almış, güneşin çabalarını boşa çıkarıyordu. İlk defa sokak kuytularına sinen güneşin işe yaramadığını görüyordum. Minas böyle soğuk olmazdı. Yoksa ben bu kentin kışını mı unutmuştum bilmiyorum. Öğleden sonra saat iki gibi çıkıp gelmişti. Telefonda "Manisa'yı pek bilmiyorum. Sadece Ulupark'ı biliyorum," demişti. Onu parkın kıyısındaki minibüs durağında bekledim. Gecikirse yandım diye düşünüyordum. Hava acayip soğuk... Neyse ki çok geçmeden çıkıp geldi.

İşin gerçeği insanlar öykülerine yapışık gezerler. Uzaktan bakarsan ne öyküyü görürsün ne de insanın kendisini. Kırmızı bir kaşkolu vardı. Siyah bir paltosu, bir de kot pantolonu. Boyu kısaydı. Ama öyle cüce gibi değil. Anadolu minyonu işte. Pigmelerden de azıcık uzun elbette… Kabaca böyle görünüyordu. Artık ağlayamıyorum diyordu. O kadar çok ağladım ki artık ağlayamıyorum. Çektiğim sıkıntıları da kimseye anlatamıyordum. Çünkü o dışarıda öyle sevecen, öyle tatlıydı ki bana inanmazlardı. Ama eve gelince bambaşka biri oluyordu. Üstelik eğitimi psikoloji üzerineydi. Neden kendini değerlendiremiyor, acımasız ve öfke dolu yanını göremiyordu. Bunu hiçbir zaman anlayamayacağım. Yaşamımı paylaştığım insana bazen bir adım mesafede oluyordum. Bazen ise yollar, uzak ülkeler kadar ulaşılmaz bir mesafede. Ansızın bambaşka bir kişilik oluyordu, algılayamıyordum. İnsan eşini kime şikâyet edebilir ki? Anneme, babama mı söyleseydim? Hangi yüzle peki? Onların onayını almadan evlenmiştim. İlk başlarda karşı da çıkmışlardı ama sonra onaylamışlardı. İçlerine sinmemişti elbette. Küçük kızlarının büyüdüğünü kabul etmek hangi anne baba için kolaydır? Ama ben direnince yelkenleri suya indirmişlerdi. Yeter ki ben mutlu olayım. Razı oluverdiler çaresizce. Beklediğim mutluluk hiç gelmedi. Gelecek gibi de değildi. Ama onlara söyleyemezdim ki? İçinde bulunduğum durum için kendim ettim, kendim buldum demekten ötesi yoktu.

Üç yıl sonra dipsiz kuyularda yuvarlanırken memleket hasreti mi düştü içime, gidecek başka yerim mi yoktu? Şimdi anımsamıyorum. Bir otobüse atlayıp, hiç düşünmeden, hesaplamadan evime gitmiştim. Yüzümün, gözümün mosmor olduğunun bile bilincinde değildim. Kapıdan girince burun buruna geliverdik. Beni görünce donup kaldı. Ne bu halin kızım? dedi. "Ne varmış halimde baba?" dedim. Boynuna sarılırken. "Bir şey yok, geldim işte. Sizi çok özledim,"diyebildim. Annem ağlıyordu. Sevinçten ağladığını sanıyordum. Ama annem çok ağlıyordu. Her zamankinden fazla… "Sen en iyisi git aynaya bak," dedi babam.

Gidip aynaya bakmadım. Oturduk ve ben onlara ilk kez evliliğimi anlattım. Yalanlarla ve gülücüklerle süslemeden. İlk kez evlilik gerçeğimi. "Bu böyle gitmez kızım. Böyle evlilik mi olur." dediler. Başka bir şey demediler. Eşime bana yaptıklarından dolayı öfkelenip hakaret içeren cümleler kurmadılar. Hemen bu adamdan boşanmalısın da demediler. Ama ben döner dönmez boşandım. Neyse ki bu kararımdan dolayı kavga çıkarmadı. Eşyalar ve gereksiz ayrıntılarla da hiç uğraşmadı. Başka bir kente gittim. Tam üç sene orada yaşadıklarımı düşündüm. Kendime yeniden, sıfırdan bir yaşam kurdum. O kent benim için sakin bir liman, sığınak oldu. Yeniden kendime güvenimi ve saygımı kazandım.

Sadece dinledim. Hiç soru sormadım. Yaşadıklarını eşelemedim. Anlattıkça incindiğini düşündüğüm için konuyu değiştirmeye de çalıştım. Pek işe yaramadı. Ama o ısrarla anlatmak istiyordu. İçini boşaltmak istiyordu. Bende sessizce oturup dinledim. Manisa'da gün ikindiye dönüyordu. Telefonla kardeşi aradı. Benim de fazla zamanım kalmamıştı. İçtiğimiz çayların parasını ödeyip oradan çıktık. Götürüp onu aldığım minibüs durağına geri bıraktım.

Küçücük bir şeydi. Küçücük ve cıvıl cıvıl. Şerce gibi , kırlangıç gibi kıpır kıpır. İnsan böyle bir kadını neden dövmek isteyebilirdi. Aklım karma karışık olmuştu. Sarılmak, onu soğuktan yaşadığı bütün sıkıntılardan korumak, içime gömmek bir istek duydum. Sonra hemen vazgeçiverdim. Ben sadece uzak bir ağabeydim. Mesafeli ve saygıdeğer bir büyük… Aramızdaki mesafeyi küçülmeyi ne o ne de ben istedim. Geldiği gibi gitti. Arkasında insanı dişleyen bir ayaz bıraktı. Bir de minibüsün horlayan eksozunun dumanlarını.

Dinlediklerimi kadın hakları açısından düşünmedim. Pozitif ayrımcılık martavallarına da aldırmıyorum. İnsan sevdiklerine neden kötülük yapar? Neden çenesini kırar ve gözünü şişirir? Bu nasıl bir bilmecedir? Düşündüm, anlamaya çalıştım ama içinden çıkamadım. "Sevdiğim için öldürdüm hakim bey," diyenleri düşündüm. Ne halt edeceğimi bilemedim.

Seyfullah
seyfullah@kahveciyiz.biz


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 9,609,609,609,609,609,609,609,609,609,60
              5 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Hamdi Topçuoğlu


ONUNCU MADDEYE NE EKLENDİ?

Yılların bahçıvanı amcaoğluma "anlatımda duruluk nedir" diye sorsam, bir yanıt veremez. Ancak günün birinde:

- Sebzeleri ve bamyaları suladın mı, diye sorsam bıyık altından güler:

- Amcaoğlu, ben ilkokuldan sonra okumadım; ama sen Türkçe öğretmenisin.
Bamya da sebzedir. Sebzeleri suladıysam bamyaları da sulamışımdır, deyiverir.

Onun dil "bilgi"si değil; ama dil "sezgi"sidir ona doğruyu söyleten.

Duruluğun olmaması, anlatımda önemli bir bozukluktur. Düşünce ve duygularımızı tam ve doğru anlatabilmemiz için gerektiği kadar sözcük kullanmayı bilmemiz gerekir. Bu yüzden, anlatımda duruluk daha ilköğretim yıllarından başlayarak, öğrencilere kavratılmaya çalışılır. Türkçe öğretmenleri:

" Bir cümleden bir sözcük ya da sözcük öbeği çıkarıldığında, cümlenin anlamında bir daralma ya da bozulma olursa, o sözcük cümlede gereklidir;
olmuyorsa gereksizdir. Örneğin: "Öğrencilerin, başörtüsü ve türbanla derse girmelerine izin verildi." cümlesinde türban ve başörtüsünü bir arada kullanamayız. Çünkü türban da bir başörtüsüdür" gibi açıklamalarla konuyu kavratmaya çalışırlar.

Biz öğretmenler, öğrencilerin yazılı ve sözlü anlatımlarını duruluk açısından sürekli değerlendiririz. ÖSYM de tüm seçme ve yerleştirme sınavlarında durulukla ilgili sorular sorar. Sözgelimi ÖSYM, bu yıl ÖSS sınavında şöyle bir soru sorabilir:
"Aşağıdaki cümlelerin hangisinde duruluk yoktur?

A) Devlet organları ve idari makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında, kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

B) Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

C) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

D) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

E) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

Kuşkusuz kimileri, bu soruyu kışkırtıcılık olarak değerlendirecektir. Kimileri de "soru yanlış" diyecektir. Hemen belirteyim, amacım türban karşıtlığı yapmak değil. Soru da yanlış değil. Sorunun doğruluğunu ölçmek için ÖSS' ye hazırlanan öğrencilere sordum.
Öğrencilerin çoğu A seçeneğini işaretledi. Yanıtlarının gerekçesini de şöyle açıkladılar:

"Devlet organları ve idari makamları bütün işlemlerinde" anlatımı zaten hizmetlerden yararlanılmasını da kapsar. Bu yüzden cümleye "kamu hizmetlerinden yararlanılmasında" ifadesinin eklenmesi gereksizdir.

Tümcedeki "olarak" sözcüğü de gereksizdir. Çünkü "uygun hareket etmek" "olma" kavramını içerir.

Cümledeki bozukluk yalnızca gereksiz sözcük ve sözcük öbeği kullanmakla sınırlı değil.

"Her türlü" belgisiz sıfatı ile kullanılan adların çoğul kullanılması da yanlıştır. "Her türlü hatalar" diyemeyeceğimiz gibi "her türlü kamu hizmetlerinden" de diyemeyiz. Doğrusu, "her türlü kamu hizmetinden" biçimindedir.

"İdari makamları" tamlama bozuklukları için iyi bir örnektir. "idari" sıfattır. Sıfat tamlamalarını ad tamlamaları gibi tamlayan ekiyle kullanmamız olanaksızdır. "idari makamlar" diyebilirsiniz; ama "idari makamları" derseniz, Türkçe öğretmenleri size kırık not verir.

Cümledeki önemli yanlışlardan biri de çatı uyumsuzluğudur. Çünkü "Devlet organları… hareket etmek zorundadır" yargısı etken; araya sokuşturulan "yararlanılması" yan yargısı ise edilgendir. Etken ve edilgen yargıları bir arada kullanmak da Türkçede çatı uyumsuzluğu olarak değerlendirilir.

Çinli düşünür Konfüçyüs'e sorarlar:

"Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?"

Düşünür soruyu şöyle yanıtlar:

"Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatmaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, kültür bozulur. Kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir. "

Haydi öyleyse, bir soru da biz soralım:

10. maddeyi, böylesine bozuk anlatımlı bir cümleye çevirmenin gerekçesi ne olabilir ki?

Herkes kendi yanıtını veredursun, biz yine Dertli gibi çalıp söyleyelim kendi halimizce:

Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler ne de kadı
Bunu çalan anlar kendi
Türban bunun neresinde?

Hamdi Topçuoğlu
egerem@yahoo.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 9,209,209,209,209,209,209,209,209,20
              5 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Sarahatun Demir

 Pergelin Divit Ucu : Sarahatun Demir


  Kardiyak

Bir öncekinin parmağında gördüm izini
Ses etse, bozulacak tamiri asla becerilememiş bunca aşksal kahırtı
Ve kapanması olur olmaza dahi yakartan o irinli yaralar…

Öncekinin sesinde duydum sesini
Adını yan yana getirirken
Ve "canımsın" kelimesinin en soluna senden öncekilerinin kirlenmiş kanını sürerken gördüm onu
Bir sihirbaz yalanı gibi
Öyle başarılı bir sihirbazdı ki bazen kendini bile kaybedebiliyor üstelik
Kendini kaybetmekten sıkıldığı zamanlarda da tavşan, kurdele, kılıç oluyor malzemeleri
Onları kaybediyor
Ama yine de en başarılı kaybediş öykülerini kendini kaybettiği kahırsal mevsimlerde beceriyor
Beni şahit tuttu bu öyküye
Şahit oldum
Bir sihirbaz en başarılı kendini kaybedebiliyor…

Artık uğranmıyor köfteciler çarşısına
Barlar sokağını umursayan yok!
Pejmürde masalarda hep bir çeyrek eksik yaşanmış "evdekiler merak eder"lerin hesabı kapatılamamış.
Kalmış öyle
Birileri gidince…

Köfteciler çarşısından sonra
Ve hatta barlar sokağından ötelendiğim o günlerden bu günlere
Eğitimime ara vermek zorunluluğum oldu
Eğitimime ara verdim, okumak içindi
O bilgeyi tanıdıktan sonra anladım ki
Okuyanlar eğitimlerine ara vermek zorundalar çünkü…

Bir nehrin hangi denize döküldüğünü bilemeyebilir çakıl
Oysa nehrin boyun borcudur nereye döküldüğünü bilmek, zorunluluğudur.
Hangi hemoglobin kan kırmızısı bir yarayı görmezden gelebilir
Aklım nasıl unutur "canımsın" katilini
Kanlı, yaralı, başkasının ağzında küfürbaz, müstakil yalancı…

O günden sonra bütün yaralar kendine pansuman
İçimde aşksal bir sancıdan doğan tıp çaresizliği
Hangi filme randevu verse doktor
Sonu hüsran…
Yeminine şüphe düşürecek bir çelişiklik durumu bu
Göndereceği en vizyon dolu filmin randevusu dahil
Açık edemez sancımın nedenini
Hepsi bir "canımsın" katilinin parmak izini taşıyor

Kardiyak!
Belki de en doğru teşhis şu ki
Benim onu sevebilmeyi becerecek kadar sağlıklı ve hasarsız bir kalbim yok
Yok!..

Sarahatun Demir
sarahatun@mynet.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              4 Kahveci oy vermiş.

1 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Ahmet Şeşen

 Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen


  Vitaminler

Bildiğiniz üzere vitaminler; yağda ve suda eriyenler diye başlıca iki gruba ayrılır. Bu ayırımda; A, D, E ve K vitaminleri yağda; B ve C vitaminleri ise suda eriyenlere dahildir.

A vitamini Atatürk'dür. Herşeyden önce; salya-sümük enfeksiyonlara karşı direnci arttırır, normal ve sağlıklı büyüme, üreme, gelişim ve en önemlisi görme için gereklidir. Ne ABD'nin ne AB'nin ne de Arap'ın A'sıdır. Tam bağımsız Türkiye'yi kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün A'sıdır görmeyen gözlere. Zira; ABD'nin A'sı sinsi sinsi kurar ağını, AB'nin A'sı elinden almak ister dağını, toprağını ve bağını, Arap'ın A'sı nasıl yakalasın aydınlık çağını, Yemen'de iyi biliriz onların alçağını. Ancak A vitamini eksik bekçilerle yürütülebilecek; kısaca BOP diye ifade edilen ve fakat Latincesi "Big Orostopulos Projectus" anlamına gelen bir çorap örmüştür Atatürk'ün A'sının başına. İşin komiği; bir tarafta masum müslümanların kaşına, süt bebelerinin aşına, analarının gözyaşına sırt çevirip katlederken hem enine hem boyuna, öte taraftan sahte müslümanları yandaş almıştır koynuna. Zalimin oyununa bak oyununa ..!

İleriye gidişi gerine gerisine adımlayan gericisidir gerçekten vatanın,
ABD'nin kukla A'sını devletin eli yardımıyla onay makamına atanın,
günde beş vakit şaşı ile kalkıp üç nakit uğruna kör ile yatanın,
A vitamini eksik değil de, nesi eksiktir ..?

D vitamini ince bağırsaklardan kalsiyumun haince emilmesine engel olur, dişlerde ve kemiklerde tutulmasını sağlar. Ne devletin D'si, ne dinin D'sidir, hiç kuşkusuz Atatürk Devrimleri'nin D'sidir. Çağdaşlıktır, demokrasidir, tekke ve tarikatların kuşatmasındaki kölelikten-insanlığa, ümmet bilincinden-millet bilincine dikey geçiştir. Aklın ve bilimin; dinci yobaz çetelerince beslenen hurafelerin önünde yer aldığı bir iştir. Bunun haince emilmesine, din ve devlet işlerini karıştırmadan iyi bilmesine ışıktır güzelim devrimlerin her bir D'si. Deneme yoluyla, uzaktan devşirme koluyla, düzenbaz oyuyla, bilmem kimin bosuyla boyuyla, devrilmez bu yüce devrimler...

Devlet yardımıyla anayasanın orasını burasını inceden delenin,
Soros çocuklarının demokrasi safsatası yazılarıyla yellenenin,
akıtılan yeşil sermaye ile "ben neymişim !" misali dellenenin,
D vitamini eksik değil de, nesi eksiktir ..?

E vitamini antioksidan etkilidir. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözünde belirtilen milletin ferdi olan insanın bağışıklık sistemini güçlendirir. Hücrelerin uzun yaşamasını ve yenilenmesini sağlar. Emperyalizm'in E'si değildir, salya-sümük Edebiyat'ının E'si değildir, ne idüğü belirsizlerin öpülen El'inin E'si, önünde diz çökülen Eteği'nin E'si hiç değildir. Egemenliğin E'sidir merak edene. Tam bağımsız Türkiye'dir inadına inadına başka emel ve hayallerin peşinde gidene.

Torba kömürü vali eliyle; "oy" karşılığı kapı kapı gezdirip gericiliğe gül dikenin,
Çorba poşet muhtacını belediye yoluyla; "doy" karşılığı, açlık ve yoksulluğa itenin,
Zorba zalimin koluyla; "gel ülkeyi soyabildiğince soy" karşılığı, ülkeyi peşkeş çekenin,
E vitamini eksik değil de, nesi eksiktir ..?

K vitamini karaciğerin pıhtılaşma faktörlerinin yanında yer alır, kanamalı hastalara verilir. Ülkemizin bugünlerde kuşkusuz en fazla ihtiyaç duyduğu vitaminlerden biridir. Tam düşündüğünüz üzere, elbette Kemalizm'in K'sıdır. Çünkü o K; yobazın karanlığının K'sına kafa tutmak, eften püften ampüller yerine Kemalist ışığı sürekli açık tutmaktır. Ne onun bunun uşağı Kemal'lerin K'sıdır, ne de yeşil sermaye kuşağı Kemal'lerin K'sıdır. Bu; yurtsever Mustafa Kemal'in aydınlanma ışığıdır. Bu ışık; Kadın'ın K'sıdır sıkmabaşa tıkışmaz aydınlık yüzüyle, sıkışmaz düzenbazın takıyye dolu sözüyle, ikinci sınıfa düşmez özüyle, yakışmaz ne kara çarşafa ne peçeye o kararlı gözüyle. Zira; o Kemalizm'in K'sıdır, karanlığa karşı dik başlı ve üstelik mücadelesi birinci sınıf...

"Ne oldum delisi !" gibi günden güne şiştikçe şişenin,
Yakaladığı her fırsatta Cumhuriyet rejimi ile didişenin,
hesaplaşma adına Mustafa Kemal'in devrimlerini deşenin,
alttan alta kalmayıp alenen ve uluorta üstünü de eşenin,
K vitamini eksik değil de, nesi eksiktir ..?

İnsanın; bünyesince üretilemeyen ve mutlaka dışarıdan alınması gereken vitamin ihtiyacı vardır. Her geçen gün altı oyulan, kaynakları teker teker soyulan, Atatürk'ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet ve Devrim'lerine inat koyulan, kısacası oynanan oyunlar artık alenen gözler önünde sergilenmektedir. Nasıl ki vitaminler sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşikler ise; Atatürk emaneti Cumhuriyet ve Laiklik de bir o kadar vazgeçilmezdir. Hatta; zaman zaman gaflet ve dalalet içinde bulunanlar için bu bileşiklerin üzerinde görebilen gözlere uyarı yazısı bile vardır :

"Vitaminleri eksik olanlara; ne Türkiye Cumhuriyeti ne devrimleri, asla ve asla emanet edilemez ..!"

B ve C vitaminlerine giremeden; Latince "Hayat" anlamına gelen "Vita" kelimesini, içinde bulunduğumuz şu zor günlerdeki hayatımıza yerleştireyim dedim. Ne önüne "Dolçe" katıp "Tatlı Hayat" diye yaslanmalıyız, ne dibine "Amin" ekleyip bir köşede paslanmalıyız. A, D, E veya K; damarlarımızda hangi vitaminler mevcutsa tez vakit us'lanmalıyız...

asesen@kahveciyiz.biz