 |
 |
 |
 |
|
21 Mart 2008 - Fincanın İçindekiler |
- MART KAPIDAN BAKTIRIR, MARTİN TÜFEK ATTIRIR ... Seyfullah Çalışkan
- ŞİİR GİBİ ... Hamdi Topçuoğlu
- Kapatma Davası ... Ahmet Şeşen
- İnsanaltı, Doğaüstü, Yaşam Ortası ... Sarahatun Demir
- Laik Kadı ... Uğur Erdoğan
- Küba'da seçim süreci, Fidel ve Raul - 2008 ... Cüneyt Göksu
- Dost Meclisi, Tadımlık Şiirler, Bol Bul Bulmacalar, Biraz Gülümseyin, Kıraathane Panosu, İşe Yarar Kısayollar, Damak Tadınıza Uygun Kahveler
|

Editör'den : İstirahatliyim!.. |
Merhabalar,
Dünkü yazıma konu olan canım dostlarım(!?) cevap haklarını kullanarak gün içinde de boş durmamışlar sağolsunlar. Üstüne 32.Gün, Siyaset Meydanı isimli programları da izlediğimi eklersem sanırım bugün de dünden farklı şeyler yazamayacağımı anlarsınız. O nedenle, gene dün, biraz daha sakin olmamın sağlığım açısından iyi olacağını söyleyen asıl dostlarımın tavsiyesine uyarak, bugünü izinli olarak istirahatle geçireceğim. Şu sıralar ekonomik göstergeler üzerinde çalışıyorum. Hani şu bize pompalanan gülpembe manzaranın gerçek boyutlarını bilenlerden öğrenmeye gayret gösteriyorum. Eğer becerebilirsem bunları sizlerle paylaşmayı da planlıyorum. Haydi hayırlısı.
Bu arada size bir duyurum var. Sevgili karikatüristimiz İzmir'li Hüseyin Alparslan'ın da katıldığı "Abidin Dino Portre Karikatür Sergisi" Pazar günü 16:30'da açılıyor. Afişini aşağıda görebilir, sergiye katılan karikatürlere tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sergi Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde 20 Nisan'a kadar sürecek. Lütfedip ziyaret ederseniz seviniriz. Esenkalın.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...
Cem Özbatur
|
 |
Deniz Fenerinin Güncesi : Seyfullah Çalışkan MART KAPIDAN BAKTIRIR, MARTİN TÜFEK ATTIRIR |
|
Oh be bu kışı da çıkardık. Bundan sonrası göğyeşil, güneşli, pırıl pırıl. Nisanda incilerde dökülürse göğün göğsünden, bizi kimse tutamaz adamım. Sen ne diyorsun, anlamıyorum. Bahar geldi diyorum sana duymuyor musun? Nergisler geçti, sümbüller açtı, lalelerin eli kulağında. Sen hala eski defterlere bakarak mı konuşuyorsun. Biraz sus gözünü seviyim. Kırk yılın başı bir tutam keyif bulmuşum, bir tutam yaşam sevinci. İlla keyfimi kaçıracaksın. Hay taksitlerin anasını be… Kredi kartlarının da… Buzdolabı mı tamtakır? Bırak öylece kalsın. Mecbur musun sanki? Açmayıver kapağını. İlla keyfimi kaçıracak. Buzdolabının bu durumdan bir şikâyeti var mı? Onu söyle sen bana. Eeee sana ne oluyor? Şaire aldırma sen en iyisi. Geçim derdi de bırakır zaman zaman yakamızı. Bak ben çiçek gibiyim bu gün. Hiçbir şeye aldırmıyorum.
Dün akşamdan biraz ıspanak kalmıştı. Dolapta birkaç yumurta da var. Bir, iki paket makarna da olacak kaşıkların altındaki çekmecede. Daha ne istiyorsun? Seni bilmem ama ben bu bahar leylakların ardından yıllık iznimi alacağım. Yaz gelmeden, sıcaklar basmadan uzaklara kaçacağım. Yaz gelince herkes izne ayrılmak istiyor. İşin tadı iyice kaçıyor. Sen on gün git, sen dönünce de Hüseyin gitsin tantanalarından sıkıldım artık. Herkes yazı beklesin, ben de baharda gideyim. Hem daha ucuzdur belki şimdi pansiyonlar. Sezon henüz açılmadan, sektörün uykulu zamanları bakımından…
Bu gün ortalıkta görünmesem, işe gitmesem örneğin. Acile gitsem, doktora çıksam. Hasta değilim tam tersine uzun zamandır keyfim ilk kez yerine geldi desem. Bir iki gün rapor verir mi acaba? Yoksa azarlayıp kovalar mı beni? Dışarı mı attırır? Attırırsalar attırsınlar. Ciddiyim gideceğim. İşe gidince nasılsa keyfim kaçacak. Adım gibi biliyorum. Müdür çağırır, "Filanca iş ne oldu?" der. Çok değil bir iki saat geçmeden her şey birden eskisine dönüverir. Yok, olmaz bu gün işe gitmeyeceğim. Bu yarım ve acayip sarhoşluğun tadını çıkaracağım. Çalışanların tembellik hakkı var mıdır acaba? Bir iki gün çalışmayı istememek, avarelik etmek büyük bir suç mudur? İhtimal ki öyledir. Çalışmanın erdemini söyleyen onlarca vecize ve atasözü varken tembellik için söylenmiş tek bir tane bile duymadım. Olsun, umurumda mı sanki. Bu gün işe gitmeyeceğim işte. İnat ta bir murat değil mi?
Önce şefe telefon ettim. "Hastalandım ben," dedim. "Gece burnum kanadı. Hem de dört kere. Ayrıca sürekli başım dönüyor. Sevkimi sonra alırım. Şimdi hemen acile gidiyorum. Sorarsa müdüre söylersiniz. Şefimin ses tonu değişiverdi. "Geçmiş olsun, sakın ihmal etme, dedi. Sağlık cüzdanımı alıp evden çıktım. Hastane üç adım mesafede. İçimden şarkı söylemek geliyor. Kıpır kıpır bir bahar sevinci. Elbette şarkı söylemedim. Belli mi olur bakarsın biri görür. Sonra ayıkla pirincin taşını.
Acilin kapısından girdim. İçerde öylesine, alışılmış bir telaş. Sedyelerden birinde yaşlı bir adama serum takılmış, ötekinde de kırklı yaşlarda bir kadın ağlayarak bir şeyler anlatıyor. Hemşire de o kadının tansiyonuna bakıyordu. Kapının önünde de bekleyen birkaç kişi vardı. Paravanla bölünmüş yere odanın uzak bir bölümüne sadece sedyeleri koymuşlardı. Bayan bir görevli kapı önünde bekleyenleri içeri birer birer alıyordu. Zaten çok yoğun bir gün de değildi.
Benim kapısında beklediğim acil hastaya müdahale bölümünde bir hemşire ile bir doktor görev yapıyordu. Giysilerine bakınca hangisinin hemşire, hangisinin doktor pek anlaşılmıyordu. Masaya oturup hastalara soru soran kısa boylu güzel kız doktor olmalıydı. Oldukça sevimli, güler yüzlü birine benziyordu. Hastalarıyla gerçekten çok alışılmadık şekilde ilgileniyor, onlarla durmadan konuşuyor, acı çeken, kaygılanan hastalarını rahatlatmaya çalışıyordu. Boynuna zor erişen saçlarını başının arka kısmında küçük bir öğrenci gibi toplamıştı. Üzerinde sadece yeşil bir elbise, ayaklarında beyaz terlikleri vardı. Sıra bana geldiğinde masanın karşısına dikildim. Ama öteki hastalar gibi durmuyordum. Sanırım bendeki bu tuhaflığı o da sezmişti. Bakışlarını yüzüme dikip "Senin neyin var abi?"diye sordu.
- Hiçbir şeyim yok. Ben hasta değilim.
- Öyleyse niye geldin?
- İki gün için sağlık raporu almak istiyorum.
- Ama böyle olmaz ki abi dedi. Hasta falan değilsen, hiçbir şikâyetin yoksa. Ne raporu bu böyle?
- Biliyorum güzel kardeşim. Biliyorum ama bile bile geldim işte.
- Peki ne için rapor istiyorsun?
- Bu sabah yatağımdan neşe ile uyandım. Uzun zamandır kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim? Şimdi kalkıp işe gitsem birden büyü bozulacak. Adım gibi eminim. Yine sinirli ve gergin olacağım. Bütün yaşam sevincim balon gibi sönüverecek. Bu iyi halimi, keyifli sabahın tadını korumak istiyorum. İşe gitmek istemiyorum.
- Sen ne diyorsun ya abi?
- Ne duyuyorsan onları söylüyorum.
- İyi de bunun için sağlık raporu olur mu? Sağlık karnene ne yazacağım? Bu adam hasta değil. Çok sağlıklı, bu nedenle iki gün dinlensin mi yazayım?
- Ne bilirsen öyle yaz be güzel kızım. İstersen ilaç bile yaz.
Doktor kız daha fazla dayanamadı. Gülmeye başladı. Bir taraftan da gerçekten ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu.
- Kamera şakası falan yapmıyorsun dimi sen?
- Kameram olsa yapardım. Bu gün o kadar iyiyim ki her türlü saçmalığı yapabilirim. Şu anda senin karşında ne kadar salak göründüğü mü bilmediğimi mi sanıyorsun?
Doktor yeniden gülmeye başladı. Hemşireye bakıp ciddileşti. Sonra yine bana döndü. - Aslında sen haklısın galiba, iyi olmak ne kadar zor bilirim. İlk defa birisi iyi olduğu için benden yardım istiyor. Neden olmasın. Sana iki gün istirahat yazacağım. Ama iyi olduğunu sağlık karnene yazmayacağım. İyi olma raporunu soğuk algınlığı teşhisinden vereceğim, dedi.
- Teşekkür ederim güzel kızım.
Doktor, hemşire ve ben, üçümüz birlikte gülmeye başladık. Öteki hastalar bir şey anlamıyor ama güldüğümüz için hepsi birlikte bize bakıyorlardı. Konuştuklarımızı duysalar akıllarının yitirirlerdi. Hatta onları sırada beklettiğim için üzerime bile yürüyebilirlerdi.
Sevkimi yarın getireceğimi söyleyip hastanenin acil servisinden çıktım. Evet, insanların işlerini engellediğim ve hastaların tedavisini geciktirdiğim için elbette suçluluk duyuyordum. Ama aldırmıyordum. Çünkü bu gün hiçbir şeyin keyfimi kaçırmasına izin veremem. Kırk yılın başında tazının ayağı kırılmış, kendimi güzel hissetmişim. Hastaneden aşağıya kıvrılarak inen sokaktan sahile doğru yürüdüm. Hayır, keyiften şarkı söylemedim, ıslık falan da çalmaya başlamadım. Benim gibi saçma sapan insanları bile anlamaya çalışan doktorların olması ne güzeldi. Her şey çok güzel. Hava, sokaklar, doktorlar, hastaneler, ekmek hatta su bile her zamankinden daha yaşanası ve güzel…
Buzdolabında dünden kalan ıspanağı ve yumurtayı da boş vereceğim. Akşama makarna da yapmayacağım. Belki cebimdeki son birkaç liraya kıyıp Köfte Holdin" seyyar tezgâhına giderim. Böyle bir günde üçün beşin hesabı mı olur. Raporluyum ben raporlu, raporlu, raporlu, raporlu. Lay lay lom…
Seyfullah seyfullah@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          4 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
|
Kahveci : Hamdi Topçuoğlu |
ŞİİR GİBİ
21 Mart, 2000 yılından beri UNESCO'nun kararıyla "Dünya Şiir Günü" olarak kutlanıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çeşitli kurum, kuruluş ve vakıflar tarafından birçok etkinlik düzenleniyor, şiirler okunuyor, şairler anılıyor.
Siz bu yazıyı okurken, biz de İzmir Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezinde yeni bir şiir buluşmasının coşkusunu yaşıyor olacağız.
İzmir'de şiir günü etkinliklerini Konak Belediyesi yükleniyor. Bu yıl ağırlık Latin Amerika şiirinde. Sergio Badilla ( Şili), Diana Bellesi( Anjantin), Rafael Courtoisie (Peru), Pablo Armando Fernandez ( Küba), Rei Berrora (Santa Domingo) Maria Baranda ( Meksika), Margarita Laso (Ekvator) konuk şairler.
Geçen yılın onur konuğu Mehmet Başaran'dı; bu yıl da Gülten Akın.
Gülten Akın'ın, Rüzgâr Saati (1956), Kestim Kara Saçlarımı (1960), Sığda (1964),
Kırmızı Karanfil (1971), Maraş'ın Ökkeş'in Destanı (1972), Ağıtlar ve Türküler (1976), Seyran Destanı (1979), Seyran (Bütün Şiirleri, 1982), İlahiler (1983) adlı şiir kitapları var.
Gülten Akın'ın Türk şiirine katkıları elbette gelecekte de dile getirilecektir. Ancak onun, ülkenin içinden geçtiği zor yıllarda, çok özel acıların da anası olduğu sanatseverler anımsamalıdır.
Cahit Sıtkı'nın "Her geçen günün bir dert olduğunu / İnsan bu yaşa gelince anlarmış " dizelerindeki duyguları mı yaşıyorum; yoksa her geçen gün, gerçekten de daha çok karmaşa, daha çok sorun yüklü mü bilmiyorum. Ama sabahları duraklarda otobüslere binmek için birbirini itekleyen bezgin onca insanı gördükçe, gazetelerin sayfalarını çevirdikçe yine Cahit Sıtkı'nın:
" Sen doğmana bak güzel gün
Gözümü alan aydınlık
Dağlar seninle heybetli
Ovalar seninle sonsuz"
dizeleriyle güne başlayanların giderek azaldığına inanıyorum.
Akşamları daha da çökmüş dönüyor insanlar evlerine. Televizyonların haber bültenleri tek sevindirici haber vermeden bitiyor. Bunaltan trajedileri izleyerek giriyor insanlarımız yataklarına. Kaçımız Ataol Behramoğlu gibi:
Akşamüstü bir kahvede
Bira içtim birkaç bardak
Gazeteden yoruldukça
Gelip geçene bakarak
diyerek akşamı karşılayabiliyor; bir tiyatro salonunda, bir sergide, bir dinletide günün son kazanımlarıyla coşuyor?
Her gün daha da artan kalabalıklarda biraz daha yalnızlaşarak, hatta bizsizleşerek tüketiyoruz ömrümüzü. Ne zaman çocuktuk, ne zaman ergen olduk, ne zaman koca adam, fark edemiyoruz. Geçim derdi, toplumsal çekişmeler, iktidar tutkuları, kıyımlar derken yitiriyoruz sevgileri, sevinçleri, mutlulukları, umutları… yaşamın şiirini. Şiirini yitiren bir toplum mu oluyoruz yoksa deyip korkuyorum.
"Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder,
güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım,
bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM....
Arjantin'li şair, düşünür Jorge Luis Borges böyle uyarmış bizi kendi gerçeğinden yola çıkarak. Bu gerçeği bilsek de kurtaramıyoruz yakamızı didişmelerden, kısırdöngülerden. Garip bir düden çekiyor bizi kendisine, boğuluyoruz.
Şiir, sevincin şarkısı, mutluluklara aralanan kapı. Şiir karanlıkları tan aydınlığına çeviren, rüzgâra karşı kanat vuran umut.
Toplum, sevincini, mutluluğunu, umudunu yitirdikçe şiirini yitiriyor; Şiir de karamsarlaşıp içedönükleştikçe toplumundan uzaklaşıyor.
"Her şeye karşın şiir!" diyorum yine de. Çünkü sözcüğün sözcükle en ayartıcı buluşması, dilin kendi kendini yeniden doğurması şiir. Kirlenmiş ruhlar, onun yağmurunda arınır. Öfkenin kılıcını kuşananlar onun ikliminde sağduyuyla buluşur. Yaşamı böylesine kucaklayan şiir, can alıcıların, tutku imparatorlukları kurmaya çalışanların silahı olabilir mi hiç?
Şiir özgürdür, kendi ülkesini kendisi kurar. Onu kendi amaçları için kullanmaya çalışanlar, iğreti ata bindiklerini çok çabuk anlarlar. Çünkü şiir atı, öylelerini sırtında taşımaz. Onların şiir diye meydanlarda okudukları ritmik söz yığınından başka bir şey değildir.
Gelin biz şiir ana, Gülten Akın'ın dizelerine yürek verelim.
Yaşamak öyle güzel, öyle derin
Bir dostun sıcacık merhabasında ,
Yürekten gülüşünde,
Yaşamak güzel şey,
Ellerin sevdiğinin ellerinde
Gözlerinde sevgi dolu bakışlar.
Bu güzelim bahar gününde bir iyilik yapın kendinize. En yakınınızdaki şiir buluşmasına atın kendinizi. Ruhunuz, şiirin baharıyla buluşsun. Şiir gibi anlarınız olsun.
Hamdi Topçuoğlu egerem@yahoo.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          3 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
|
 |
Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen Kapatma Davası |
|
Kapatmayı siz istemediniz mi ? Kapatalım öyleyse..
Besleyip büyütene kadar; "Ebeveynin öyle istiyor" diye çocuk yaşta kapatacaksınız
Sonra içine; "Kızlarımız okuyamıyor" diye bol acılı mazlum edebiyatı katacaksınız
Mezun edip başgöz edince; ya "Kocan böyle istiyor, kapan !" diye dayatacaksınız
Ya da iş hayatında; "dinen caiz değil, kapat !" diye birilerinin gözüne batacaksınız
Soros'un çocukları; "Memlekette demokrasi var" yazacaklar, oh ne ala yatacaksınız
Ulusal kaynaklarımızı; 3 kuruşa 5 köfte misali övüne övüne babalar gibi satacaksınız
Oyuncuları değiştirip değiştirip; senaryosu aynı filmlerde figüranları oynatacaksınız
Önünüze her mikrofon uzatılışında; özgürlüklerden dem vuran nutuklar atacaksınız
Hızınızı alamayıp; "Velev ki böyle ..!" şeklinde karşı çıkanlara bir güzel çatacaksınız...
Kapatmayı siz istemediniz mi ? Ee, kapatalım öyleyse..
"Herkesi kucaklayacağız, hem de vallahi !" diye demeç üstüne demeç tutturdunuz
"Gömleği çıkardık, değiştik !" masallarını sadece dönek liboş takımına yutturdunuz
Hakkını yemeyelim; bir diğer yutan da yanı dibinizdeki özde kuzunuz sözde kurdunuz
Önce; halkı yoksullaştırıp kutsal oyu uğruna bir erzak torbası ile açlığından vurdunuz
Peşkeş satışlarla; "Ekonomi tıkırında, borsa şıkırında" istikrarı ile vatanı soydurdunuz
Enflasyonu da kişi başına düşen milli geliri de; abidik gubidik hesaplara uydurdunuz
"Hukuk da ne ola beri gele, ulemaya sordunuz mu ?" diye yedi düvele duyurdunuz
"Tanımını değiştirelim, o ne ki ?" diye Atatürk'e, devrimlere, laikliğe karşı durdunuz
Konu kapatmaya gelince de; 32 kısım tekmili birden demeçlerle adeta kudurdunuz...
Kapatmayı siz istemediniz mi ? Ee, kapatalım öyleyse..
"Erbil-Kerkük-Musul, BOP adına usul usul" dünya eşkiyasının bitmez iştahını kabarttınız
"Salya-sümük pusuda, AB rotası pusula" kandırmacasından bodozlama şeriata saptınız
"ABD'nin izninde, ılımlının izinde, Hikmetyar'ın dizinde" korkarım şifayı fena kaptınız
Takkeli-takkesiz ne kadar dönek liboş varsa AB hibesi fonlarla şımarttıkça şımarttınız
Anayasa'ya-Yasa'ya-Tasa'ya boşverip; "Din-ayet işlerine sormalı" diye hepten abarttınız
Sözde "Muhafazakar"; özde "Milli-görüş, Ulusu-geriş" gömleğini ne zaman çıkarttınız ?
Cebinizde geçer akçe oldu arka bahçelerden yetişen imam ve hatip hazır kredi kartınız
Ne yazık; Cumhuriyet ve Atatürk değerleri oldu eksiniz, takıyye her vesile ile artınız
"Sağlık Reformu" safsatası, "Sosyal Güvenlik" salatası ile; milletin ruhunu kararttınız...
Kapatmayı siz istemediniz mi ? Ee, kapatalım öyleyse..
Daha önce de kapatmıştık, mangalda kül bırakmayıp atmıştık. Yeni isim gerekirse;
Yine; AK ( Anayasa'yı Kurcalama ) olabilir mi ? Üstelik; girişimci yanı ön planda.
Belki; AK ( Atatürk'le Kapışma ) olur.
Belki; AK ( Amerika'ya Kaykılma ) düşünülür. On dönüm bostan, BOP için yaslan gibi.
Belki de; AK ( Adalet'i Kapatma ) ? Türban yanı da var hesabı.
En iyisi; AK ( Aydınlanma'yı Karartma ) ...
Ne Edirne'nin ciğer, ne Karadeniz'in hamsi tavası.
Ne Gaziantep'in baklavası, ne Denizli'nin Tavas'ı,
Ne bakla favası, ne meşhur bozanın Vefa'sı ?
Ne çekilir oldu İstanbul cefası, ne sürülecek artık İzmir sefası,
Bu mudur ülkemize görülen revası ?
Ne memleketin çivisi çıktı, ne yerinde durdu Çeşme'nin zıvanası,
Ne söküldü somunun civatası, ne yükseldi barometrenin cıvası,
Gerisin geriye oynandı Ankara'nın misket havası,
Eloğlunu güldürdü yine, şu beceremediğimiz demokrasi sıvası...
Bunun adı ne ayıptır ki;
Kapatma Davası ..!
Kısacası;
Kapat Davası ..!
Kap Davası ..!
Akp Davası ..!
Kapatmayı siz istemediniz mi ? Ee, kapatalım bu konuyu öyleyse ..!
asesen@kahveciyiz.biz
| | |
| |